Vizyonumuz
''Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.''

  • DOLAR
    7,6604
  • EURO
    8,9115
  • ALTIN
    458,62
  • BIST
    1,1633
Prof.Dr.Ali Fuat Kalyoncu
Prof.Dr.Ali Fuat Kalyoncu
f.kalyoncu@fikir.news
Osmanlı’da Dragoman’lıktan Hilafet’e
  • 0
  • 116
  • 01 Ağustos 2020 Cumartesi
  • +
  • -

 

Osmanlı Devlet yetkilileri ile Avrupalı diplomatlar arasında resmi onaylı çevirmenlerin bulunması bir gereklilikti. Bu kişilere Sami kökenli bir sözcüğün zamanla Türkçeleşmiş hali olarak Dragoman (tercüman, çevirmen) deniyordu. İsveççe, Almanca ve İngilizce ’deki dragoman sözü köken olarak buradan gelmektedir. Babıali’nin dragomanı, ya da imparatorluk divanının çevirmeni (tercüman-ı divan-ı hümayun) ise çok önemli bir yetkiliydi. Bu kişiler aslında epeyce bilgili ve özel seçilen kişilerdi. Osmanlı İmparatorluğu’nda bu meslek genelde gayrimüslimlere özgü bir meslek olarak algılanmıştır. Zamanla dragomanlık Pera’daki bazı ailelerin tekeline girmiş ve bu kişiler bu mesleğin yanı sıra kurdukları özel ilişkileriyle de epeyce zenginleşmişlerdir.

Yıllar önce İsveç’te kalıyorken ve döndükten sonra, orası hakkında bulabildiğim tüm bilgileri okuduğum sıralarda bu dragomanların içinde bir isim ilgimi çekmişti. Gerçekten çok sıra dışı bir yaşamı olan bu kişiden biraz bahsetmek istiyorum. Ignatius Mouradgea (Türkçe söyleyiş Muradca),  İsveç tabiiyetinde bir dragoman yani 1763’den itibaren İstanbul’daki İsveç delegasyonunca, yerel olarak istihdam edilen bir çevirmen.

Dohsson İgnatius Mouradgea

Ignatius Mouradgea

İsveç hakkında her şeyi araştırmaya başlayınca Ignatius Mouradgea d’Ohsson’u bilmemek mümkün değil. Bu sıra dışı bilgili ve enteresan kişi, Osmanlı İmparatorluğu’nun genel durumunu anlatan bir kitap da yazmıştır (Tableau General de l’Empire Othoman). Allahtan Yapı Kredi Yayınları 2002 yılında bu kitabı Astra Zeneca ilaç firması sponsorluğu ile dilimize çevirdi de, bu eseri okuyabilmek mümkün oldu. Bu kitap bir ilk bilgiyi paylaşması açısından önemlidir. Yavuz Sultan Selim’den yaklaşık 200 yıl sonra, Halifeliğin Mısır’daki Abbasilerden Osmanlı’ya geçtiğini yazmaktadır. Halifelik, unutulmuş ve kullanılmayan bir makam iken sonradan esasen II.Abdülhamid devrinde kullanılacaktır. Osmanlı tarihinde Yavuz dönemindeki kayıtlarda bile bu konu geçmemektedir.

1740’da İstanbul’da zengin bir Fransız-Ermeni bir aileden doğan Mouradgea, İstanbul’daki Frensizken ve Dominiken okullara gitti. Babası Ohannes de İzmir’de İsveç Konsolosluğunda Hackson’un tercümanı olarak çalışmıştı. Annesi Claire Pagy de İzmir’de Fransız Konsolosluğu katibinin kızıydı. 1763’de İsveç temsilciliğinde işe başladı. Mouradgea, 1775’de İsveç kralı III.Gustaf tarafından Elçi Ulrich von Celsing hakkında casusluk yapmak üzere İsveç delegasyonu nezdinde kişisel ve özel sekreter yapılır. Aynı kral kendisine 1780’de Baron d’Ohsson soyluluk unvanını da verir. Mouradgea’nın amcasının Türkçe adı ya da lakabı “Tosun”du. “ d’Ohsson” da, Ermenice soyadı Tosunyan yoluyla Tosun’dan geliyordu. Zaman içindeki “le sieur Mouradgea”dan, “le chevalier Mouradgea”ya geçişin sırrı da buydu. Kelimelerle zekice oynanarak, sihirli bir şekilde etnik ve sınıfsal kökeniniz değişiyor; gerçeği sadece bilen biliyordu.

Paris Yılları

Mouradgea, 1784-1791 yıllarında yani tam devrim döneminde Paris’te yaşamış ve Osmanlılar hakkındaki o dönem için çok önemli olan kitabını yazmıştır. İstanbul’daki İsveç sefiri Gustaf Celsing bu kitap projesinde kendisine yardım ve teşvik etmiştir. Ona Osmanlı tarihi ile ilgili bir çok pahalı elyazması kitaplar sağlamıştır. Mouradgea 1786’da ya basım giderlerine katkıda bulunmak ya da Paris’teki Fransız Kraliyet basımevinde ücretsiz basım talep etmek için İsveç Kralı III. Gustaf’dan yardım istemiştir. Demek ki sponsorluk ve hamilik her dönemde önemli ve kitap basımı her dönem pahalı. O zaman da basımevleri ya direk olarak krala veya kraliyet ailesinden birisine bağlı çalışıyormuş. Yani kitap basımı epeyce prestijli bir konu ve güvenilir kişilerin kontrolü altında olması gerekli. Bol gravür ve resimleri olan bu kitap, kaynak olarak kısa sürede Almanca, İngilizce ve Rusça ’ya çevrilmiş, Amerika’da yayınlanmıştır. Paris’te yayınlanan ve İsveç kralı III. Gustaf’a ithaf edilen ve konusu Osmanlı imparatorluğu olan bu kitap, Osmanlı-Fransa-İsveç arasındaki ittifakın önde gelen yazınsal anıtlarındandır. Mouradgea Paris’te sonradan üçüncü Amerika Başkanı olacak Thomas Jefferson ile de tanışmıştır. Jefferson, 1784-1789 yılları arasında Fransa’da büyükelçilik görevinde bulunmuş ve Fransız İhtilali yandaşlarına, kendisi de Amerika’nın bağımsızlığını savunduğu için, yakınlık göstermiştir.

Mouradgea Paris’ten sonra yaklaşık iki yıl Viyana’da kalır ve oradan 1792’de tekrar İstanbul’a dönerek, İsveç elçisi Pehr Olof von Asp’ın önce danışmanı oldu ve sonra 1795-1799 arası İsveç büyükelçisi olarak görev yapar. Bu esnada ABD ve Portekiz’i de temsil etmektedir.

Tekrar İstanbul

Avrupa’nın karışık dönemlerinde farklı yerlerde bulunan Mouradgea, Sultan III.Selim tarafından idari reformlar ve Nizam-ı Cedid ile ilgili önerilerini almak üzere saraya davet edilmiştir. Mouradgea bu konulardaki deneyimini, Habsburg Askeri Akademisi ve Askeri Mühendislik Akademisi’ni incelediği Viyana’da edinmiştir. Aynı dönemde yani 1791-1792’de Viyana elçimiz olan Ebubekir Ratib Efendi raporlarında bu kişinin Osmanlı devletine bağlılığının en az kendisi kadar büyük olduğunu belirtmektedir. Mouradgea, III.Selim’e orduda radikal reformları savunan bir rapor sunar. Haliçte bulunan Teknik subay okulu yani Mühendishane-i Berri Hümayun kurulurken, Mouradgea’nın önerileri büyük ölçüde yol gösterici olmuştur. Çok enteresan bir kişi olsa da, İsveç tarihçileri bu enteresan kişinin İsveç’e ulaşan resmi raporlarının okunmuş olduğundan bile şüphe duymaktadır. Fazlasıyla Fransız Devrimi yanlısı olduğu için Rus ve İngiliz elçileri onun değiştirilmesini istemişler ve bu ortamda 1799 yılında persona non grata (İstenmeyen adam) ilan edilerek ilk sınırdışı edilen elçi unvanını da almıştır.

Mühendishane-i Berri-i Hümayun
Mühendishane-i Berri-i Hümayun
Mühendishane-i Berri-i Hümayun – Topçu Okulu

 

Mouradgea İsveç’e yazdığı mektuplarında 1775’de, Tersane-i Amire’nin, Baron de Tott’un önerileri üzerine, bronz toptan, demir topa geçme kararı aldığını bildiriyor. Bu karar askeri açıdan ne anlama gelirse gelsin, Osmanlı şartnamelerine uygun mal sağlayabilmeleri halinde İsveç demir dökümcüleri için iyi bir haberdi. Demek dragomanlık, elçilik ve ihale işleri o zamanlarda da birlikte yapılan önemli işler. İstanbul’dan zorunlu ayrılan Mouradgea beğendiği Fransa’ya gider. 1804’de bozulan İsveç-Fransa ilişkileri 1805 yılında savaşa yol açınca, Paris’ten ayrılır. 1807 yılında Paris yakınında Bievre sarayında hayatını kaybeder. Yani rahatlıkla film yapılacak veya romanı yazılacak bir yaşam.

Sonuç

Mouradgea Paris, Stockholm ve aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu arasındaki bir yakınlaşmanın, Moskova’ya karşı olmak üzere, İsveç’in çıkarlarına uygun olacağına inanıyordu. Bu durum zannediyorum halen de İsveç-Türkiye arasında geçerli olan, genel politik çizgidir. Ancak her üç ülkenin de stabil olmayan dış politikaları, bu çizgiye zaman zaman önemli gelgitler yaşatmıştır. Osmanlı İmparatorluğu her zaman diliminde Avrupa siyasetinin ayrılmaz bir parçasıydı. Son günlerde Aya Sofya ile Türkiye gündemine gelen ve hatta Osmanlı’nın pek de önemsemediği anlaşılan Hilafet konusunu tarihe ilk kez bu kişi yazmıştır. İstanbullu bir çevirmenin Avrupa’daki hayat hikayesi, aynı zamanda o dönem Avrupa öyküsüdür. Mouradgea D’Ohsson’un yazışmalarının büyük bölümü bugün Eskilstuna şehrindeki Celsing Family Archives’da, Stockholm’de Riksarkivet’te ve Lund Üniversitesi kütüphanesinde korunmaktadır.

 

Prof.Dr.Ali fuat KALYONCU

 

 

Hits: 38

Lütfen Beğeninizi Paylaşarak Bize Destek Olunuz
Sosyal Medyada Paylaşın: