Vizyonumuz
''Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.''

  • DOLAR
    7,8093
  • EURO
    9,4916
  • ALTIN
    462,49
  • BIST
    10,5093
Prof.Dr.Ali Fuat Kalyoncu
f.kalyoncu@fikir.news
Atatürk’ün Nobel Barış Ödülüne aday gösterilmesi
  • 0
  • 72
  • 11 Ekim 2020 Pazar
  • +
  • -
Venizelos Ankara'da
Venizelos,  Atatürk’ü Nobel Barış Ödülüne Aday göstermiştir.

Nobel ödüllerinin birbiri ardı sıra açıklandığı bu günlerde aklıma Atatürk’ün Nobel Barış Ödülü için Yunan Başbakanı Elefterios Venizelos tarafından aday gösterilmesi olayı geldi. Bu adaylık için Atatürk’ün haberi var mıydı bilemem, ama bence mutlaka nezaketen önceden bilgisi ve onayı olması gerekirdi diye düşünürüm. Ulusal Kurtuluş Savaşımızın en önemli safhaları Yunan işgali ve Yunan Ordusuna karşı yapılan muharebelerdir. Neticede İzmir’e çıkıp Anadolu’yu işgale başlayan Yunan Kuvvetleri Eskişehir’i alıp, Ankara’nın Polatlı ilçesinin köylerine gelip dayanmış ve top sesleri Ankara’dan duyulmaya başlamıştı. Yunanlılar 25 Mart 1821 de Osmanlı’dan bağımsız olmuş, ama bu durumun tanınması 1830’u bulmuştur. 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkan Yunanlılar ülkelerinin 100.yıllarını Anadolu’da kutlamak istemişler ama evdeki hesap çarşıya uymamıştır. Aldıkları ağır yenilgi sonrası (onlar Küçük Asya Felaketi derler) Yunan heyeti başkanı Elefterios Venizelos, 24 Temmuz 1923’te İsmet İnönü ile Lozan Antlaşması’nı imzalamak zorunda kalacaktır.

Yunanlılar Anadolu’da: Hedef Ankara

Sevr ile Anadolu’yu işgal eden ülkelerden Fransız ve İtalyanlar, Ankara Hükümeti’nin becerikli diplomatik siyaseti neticesi geri plana çekilirler, hatta Ankara ile anlaşırlar. İngilizler ise sonuna kadar ne İstanbul’un işgalinden vazgeçer ne de Ankara ile anlaşırlar. Yunanlıların Anadolu’ya çıkışlarının geri planında da onlar vardır, Cumhuriyet kurulduktan sonra da Atatürk’ün Cumhur reisliği döneminde yaklaşık 15 yıl süren iç isyanların arkasında yine hep onlar olacaktır. 6-11 Ocak 1921’de 1.İnönü ve 23 Mart-1 Nisan 1921 tarihlerindeki 2.İnönü Muharebeleri ile 23 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihleri arasında 22 gün ve gece süren Sakarya Meydan muharebesinde Yunan Kuvvetleri durdurulur. Kuvvayı Milliye, dünyaya karşı rüştünü ispat etmiştir. Savaşı Yunan tarafı kazansaydı TBMM, Sevr Antlaşması’nı kabul etmek durumunda kalacaktı. Ancak bu muharebeleri kaybetmeleri Yunanlıların da içinde tartışmalara yol açacaktır. İşgal kuvvetleri komutanı General Anastasios Papulas başlangıçta bu harekata şiddetle karşıdır. Papulas’a göre Yunan ordusunu ıssız ve yolu bile olmayan Anadolu topraklarının derinliklerine sürüklemek sonuçları ağır olabilecek bir maceraydı. Öte yandan savaş karşıtı sol partilerin ordu içine sızdırdığı broşürler Yunan askerinin savaşa olan inancını önemli ölçüde kırıyordu. Ancak Papulas kamuoyundan gelen yoğun baskılara ve Ankara Fatihi olmanın cazibesine karşı koyamayarak ordusuna taarruz emri verir. Hedef Ankara’dır.

İkinci İnönü Savaşında Afyon’dan çekilmek zorunda kalan Yunan ordusuna Türk süvarileri tarafından Yenişehir ovasında kuvvetli bir darbe indirilmiştir. Yunanların mağlubiyeti Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa(İnönü) tarafından 1 Nisan 1921’de TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya şu telgrafla duyurulur. “Düşman, binlerce ölüsüyle doldurduğu savaş meydanını silahlarımıza bırakmıştır. Mustafa Kemal Paşa cevaben “Siz orada yalnız düşmanı değil milletin makus talihini de yendiniz. İstila altındaki topraklarımızla beraber bütün vatan, bugün en ücra köşelerine kadar zaferinizi kutluyor”
diye yazmıştır. Atatürk tarafından çok büyük ve kanlı savaş anlamına gelen Melhame-i Kübra ifadesi ile anılan, Türk Kurtuluş Savaşı’nın çok mühim bir aşaması olan Sakarya Meydan Muharebe ’sinin önemini İsmail Habip Sevük sonradan, “13 Eylül 1683 günü Viyana’da başlayan çekilme, 238 sene sonra Sakarya’da durdurulmuştur.” şekliyle yazacaktır. Sakarya Savaşı’nın kazanılmasıyla, Türk milletinin savaşın kazanılacağına olan inancı yerine gelmiştir. İşgal altındaki İstanbul’da bile tüm camilerde Sakarya’da hayatını kaybeden askerler için dualar okunmuştur. O ana kadar, Ankara’ya mesafeli duran İstanbul basınında dahi bir sevinç duygusu oluşmuş, uluslararası toplumun Milli güçlere bakışı değişmiş ve Yunanistan’ın arkasındaki İngiltere desteği biraz zayıflamıştır.

Yunan ordusu Sakarya’dan geri çekilirken Türklere kullanabilecekleri hiçbir şey bırakmamak için özen gösterir. Demiryollarını ve köprüleri havaya uçurur, birçok köyü yakar. Atatürk ünlü “Hattı Müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. Bu satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça vatan terk olunamaz.” sözünü bu savaş esnasında TBMM’de söylemiştir.
Mayıs 1922’de Yunan Ordusu Başkomutanı General Anastasios Papoulas ve kurmay heyeti istifa eder, yerine General Georgios Hatzianestis atanır. Sonra her iki taraf da birbirlerine karşı ellerindeki tüm güçleriyle, son darbeyi vurmak için aylarca uygun zamanı beklerler. Bu bekleme de bir tür sinir savaşı olup, Yunan tarafı sayıca ve imkanlar açısından Türk tarafından çok daha güçlüydü. Yunanlıların 195.000 askerine karşı, Türk tarafından 98.670 piyade ve 5282 süvarisi saldırıya hazırdır. Neticede 26 Ağustos 1922 sabahı erken saatlerde, Türk Ordusunun Büyük Taarruz olarak adlandırdığı final saldırı başlayacak ve tüm Yunan Kuvvetleri esir olana ya da kaçana kadar yani 9 Eylül gününe kadar sürecektir. Türk Bayrağına basıp İzmir’e çıkan Yunanlıların aksine Mustafa Kemal Paşa, İzmir’de yere serilen Yunan Bayrağını kaldırtacaktır.

Resmi olarak Yunan Ordusu’nun Anadolu’yu tamamen terk etmesiyle 18 Eylül’de savaş sona ermiştir. 1919-1922 arasındaki İstiklal Harbimizde Türk tarafının 91.148 ölü, esir, yaralı ve kaybına karşı, Yunanlıların 111.000-141.100 arasında ölü, esir, yaralı ve kaybı olmuştur. Bu savaşta kamyon, uçak ve motorlu araçlar açısından zayıf olan Türk ordusunda süvarilerin özel bir yeri olacaktır. Belki de bu savaş, süvarilerin teknolojik olarak kendilerinden üstün bir orduya karşı galip geldiği son savaşlardan biri olacaktır. Mesela İkinci Dünya Savaşında ülkelerini işgal eden Alman Ordusuna karşı duran Polonyalı süvariler ancak bir hafta dayanabilecektir.

İşte birbirleriyle bu derece kanlı bıçaklı olan ve çok önemli bir savaş geçiren iki ulus nasıl olur da birkaç yıl sonra, kaybeden taraf kazanan tarafın kumandanını Nobel Barış Ödülüne aday göstermiştir? Bu önemli olayın dünyada tekrarı da olmayacaktır. Zaten sonucundan ziyade bu olayın içeriği bile çok önemlidir. Demek ki Yunan tarafı, kendi bayraklarına saygı gösteren düşman komutanına saygı duymuşlardır.

Yurtta Sulh Cihanda Sulh

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Yunanlılar birkaç yıl Ankara’yı ziyaret etmekten kaçınır. Ancak yaklaşan yeni bir dünya savaşına karşı bir Balkan Paktı gündeme geldiğinde Yunan Başbakanı Elefterios Venizelos ve Dışişleri Bakanı Mihalakopulos 1930’da Ankara’ya gelirler ve 29 Ekim Cumhuriyet Balosuna katılırlar. Ankara’nın Cumhuriyet Balolarına katılım, uluslararası siyasette bir prestij kaynağı haline gelmiştir. Bu gelişlerinde iki ülke arasında bir Dostluk Antlaşması da imzalanır.

Atatürk 1 Kasım 1930 tarihindeki TBMM 3.Dönem açılış konuşmasında bu ziyaretleri över. Sekiz yıl önceki düşmanımız, şimdi dostumuz olmak için sıradadır.

Başbakan Venizelos 12 Ocak 1934’de İsveç’teki Nobel Komitesine yazacağı bir mektupla Mustafa Kemal Atatürk’ü Nobel Barış Ödülüne aday gösterecektir. İnternette çeşitli yerleri okuduğumda, içeriğinden Atatürk düşmanı olduğu belli olan, keşke Yunan kazansaydı düşüncesindeki siteler ve kitaplarda bu durumun çok sıradan bir halmiş gibi yansıtıldığını ve küçümsendiğini gördüm. Ayrıca bazıları Venizelos’un mektubundaki bazı cümlelerinde Osmanlı düşmanlığı olduğunu yazmış. Neticede bu mektup bizim 12 sene önce boğaz boğaza savaştığımız ve yendiğimiz bir ülkenin başbakanı tarafından yazılmaktadır. Durumun bu çerçevede değerlendirilmesi ve dünyada eşi olmayan örnek bir olay olarak kabul edilmesinin yeterli olduğunu düşünüyorum. Ama İsveç’te de yine karşımıza İngiltere çıkacak ve dönemin İngiltere Dışişleri bakanı Arthur Henderson, uluslararası silahsızlanma konferansı çabalarından dolayı Nobel Barış Ödülüne layık görülecektir. O dönemde dünyada birçok değerli insan yaşamaktadır, mesela pasif siyaset yöntemi ile İngilizlere karşı mücadele eden ve Hindistan denince ilk akla gelen isimlerden Mahatma Gandi de bu ödülü alamamıştır. Enteresandır ülkemizin kurucusu
Atatürk’e bu ödülün verilmemesi sevenleri açısından önemsiz bir olayken, düşmanları tarafından sıkça yazılıp çizilmektedir. Atatürk’ün dünyaya verdiği Yurtta sulh cihanda sulh mesajı, bence herkese verilen en iyi cevaptır.

Venizelos’un mektubu

Gazeteci Özgen Acar, 2018 yılında Cumhuriyet Gazetesinde yazdığı bir köşe yazısında Atina’daki Venizelos Vakfı’nın arşivinde, 12 Ocak 1934’te Fransızca yazılmış bu belgeyi bulduğunu açıklamıştır. Mektup uzun olup içeriği kısaca şöyledir.

Sayın Başkan,

Yedi yüzyıla yakın bir süre boyunca tüm Yakındoğu ve Orta Avrupa’nın büyük bir bölümü, yankıları çok daha geniş olan savaşlara sahne olmuştur. Mustafa Kemal Paşa’nın ulusal hareketinin hasımlarına karşı 1922 yılındaki zaferinden sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin
kuruluşu, gelecekte barış için yeni ve vahim tehlikeler ortaya çıkaracak bu hoşgörüden yoksun ve istikrarsız bu ortama kesin biçimde son vermiştir. Gerçekten, bir ulusun yaşamında bu kadar kısa bir süre içinde bu derece köklü bir değişim ender olarak gerçekleştirilmiştir.

Hukuk ve din kavramlarının karıştırıldığı teokratik bir rejim altında, çökmekte olan bir imparatorluğun yerini ulusal, modern canlılık ve hayatla dolu bir devlet almıştır. Büyük reformcu Mustafa Kemal Paşa’nın itici gücüyle sultanların mutlakiyetçi rejimi kaldırılmış ve devlet açıkça laik olmuştur. Türk Ulusu, tümüyle ve haklı olarak ihtiraslı biçimde uygar ulusların öncüleri arasında
yer almak üzere gelişmeye doğru atılımda bulunmuştur.

Ayrıca, barışın güçlendirilmesi hareketi, belirgin biçimde etnik, modern Türk devletine bugünkü görünümünü sağlayan iç reformlarla birlikte sürdürülmüştür. Gerçekten, etnik ve siyasal sınırlarından açıkça memnun Türkiye, komşularıyla tüm toprak sorunlarını çözümlemiş ve böylece Yakındoğu’da barışın temel direği olmuştur.

Husumet içinde geçen uzun yüzyıllar boyunca Türkiye ile kanlı savaşları sürdürmüş biz Yunanlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun yerini alan bu ülkedeki köklü değişikliğin etkilerini ilk olarak duyabilme fırsatını elde ettik. Küçük Asya Felaketinin hemen ertesinde, savaştan bir ulusal devlet olarak çıkmış ve yeniden sağlığına kavuşmuş Türkiye ile anlaşma olanağını görerek, ona elimizi uzattık ve o da bunu içtenlikle kabul etti ve sıktı.

Barış arzusunu besledikleri takdirde, en tehlikeli anlaşmazlıkların ayırdığı halklar arasında anlaşma olanağı için bir örnek oluşturacak bu yakınlaşmadan ilgili iki ülke için olduğu kadar Yakındoğu’da barış düzeninin korunması içinde yalnızca olumlu sonuçlar ortaya çıkarmıştır. İşte! Barış sorununa bu değerli katkıyı sağlayan kişi Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Mustafa Kemal Paşa’dır.

Yakındoğu’da, barış yolunda yeni bir çağ açan Yunan – Türk anlaşmasının imzalandığı dönemde, 1930 yılındaki Yunan hükümetinin başkanı kimliğiyle, şimdi Nobel Barış Ödülü Komitesi’nin seçkin üyeleri önünde Mustafa Kemal Paşa’nın adaylığını bu onur ödülüne layık olarak önermekten şeref duymaktayım.

En derin saygılarımın kabulünü rica ederim Sayın Başkan. Saygılarımla,

Eleftherios Kyriakou Venizelos

Prof.Dr.Ali Fuat KALYONCU

Hits: 37

Lütfen Beğeninizi Paylaşarak Bize Destek Olunuz
Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
Atatürk Nobel Venizelos