Vizyonumuz
''Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.''

  • DOLAR
    7,8093
  • EURO
    9,4916
  • ALTIN
    462,49
  • BIST
    10,5093
Prof.Dr.Ali Fuat Kalyoncu
f.kalyoncu@fikir.news
Alla Turca akımı nedir?
  • 0
  • 78
  • 18 Ekim 2020 Pazar
  • +
  • -

 

Mozart ve Beethoven neden Türk marşları besteledi?

Orta ve Yakın çağda Avrupa’yı dışardan tehdit eden en büyük iki tehlike Osmanlılar ve Ruslar olmasına rağmen, bu iki devlet olmadan Avrupa tarihi ve kültürü yazılamaz, olamaz. Osmanlıların Avrupa’yı son tehdidi 1683 yılındaki II. Viyana muhasarası olmuştu. Osmanlılardan sonraki ikinci büyük tehdit olan Ruslar 1711’de Prut’ta, Osmanlılar tarafından bataklık bir bölgeye sıkıştırılmış ve net bir zafer kazanılmıştı (Ancak bu başarılarını savaş sonrası yapılan anlaşmaya yansıtamamaları ise ayrı bir konudur). Avrupalıların en azından bir kısmının, Rusları durduran Osmanlılara karşı artık sempati duymasını sağlayacak bir dönem başlamaktadır. Osmanlılar, Prut sonrası birkaç yıl içinde 1730’a kadar sürecek Lale Devri diye adlandırılan barış ve rahatlık dönemine girecektir. Lale Devri’nin halkın hissettikleri olmadığı, 1730’daki kanlı Patrona Halil isyanı ile anlaşılacaktır. Ancak Türklerle ilgili sempati ve ilgi 18-19.yüzyıl boyunca Avrupa kültürüne yansıyan bir biçimde sürecektir.

zikte Alla Turca Akımı

İtalyanca Türk tarzı demek olan Alla Turca terimi, Türkçe ’deki alaturka kelimesi şeklinde söylenmektedir. Muhtemelen Osmanlı ordusu ile elçi alaylarında yer alan mehter takımının Avrupa’da bıraktığı etkiyle önceleri bir müzik terimi olarak kullanılırken, sonraları Avrupa’ya Türkler tarafından tanıtılan her türlü yenilikleri ve/veya farklılıkları içine alan genel anlamda bir terim haline gelmiştir. Mehter müziğinin daha çok Orta ve Doğu Avrupa’yı etkilemiş olmasına rağmen, kelimenin İtalyanca olması, bu dilin klasik Batı müziğinin neredeyse resmi dili olması nedeniyledir. İlk defa İtalyan asıllı Fransız besteci Giovanni Battista Lulli, Molièrein Kibark Budalası için yaptığı müziğe Alla Turca adını vermiştir. 18. yüzyılın Alman bestecileri de bu terimi severek kullanmışlardır.

Avrupa’nın sosyal ve kültür hayatı üzerinde derin izler bırakan II. Viyana muhasarası sırasındaki Osmanlı mehter takımının sürekli ve zorunlu konseri, belli ki sadece Avusturyalıları değil tüm Avrupalıları derinden etkilemiştir. Bunun sonucu olarak, daha önce Avrupa müziğinde pek kullanılmayan kös, davul, nakkare, üçköşe ve ziller, bu yüzyılın başından itibaren davul, timpani, senbal ve triangl olarak orkestralara dahil edilmiştir. Batı orkestrasının bu yeni ve zengin hali bir moda yaratmış; Gluck, Haydn ve Mozart gibi Alman besteciler Janitscharenmusik (Yeniçeri müziği) adını verdikleri Osmanlı askerî mûsikisini hatırlatacak ritim ve nağme düzeni içinde bazı besteler yapmışlardır.

Marcia Alla Turca (Türk tarzında marş) veya sadece Alla Turca adını verdikleri bu parçaları senfonik eserleri içinde de birer bölüm olarak kullanmışlardır. Aynı adı taşıyan bu tip eserler daha sonra Grétry, Weber, Beethoven, Rossini, Sir Henry Bishop, Brahms ve Saint Saens gibi kompozitörler tarafından da yapılmıştır. Mozart’ın (K. 331) 11 numaralı La Majör Piyano Sona3’üncü ve son bölümündeki Rondo Alla Turca (Türk marşı) ile Beethoven’in opus 113 Atina Harabeleri üvertürü’nün içinde yer alan parçalar, dünyanın en tanınan Alla Turca’larıdır. 1783 yılında bu marşı besteleyen Mozart’ın Türkleri konu alan, en ünlüsü Saraydan z Kaçırma olan üç adet de operası vardır. Mozart, ritmi mehter marşını çağrıştırdığı için, bu bölüme Alla Turca adını vermiştir. İnişleri ve çıkışlarıyla Türklerin karakterini yansıttığı söylenmekte ve bu marşın bizlere yapılmış en değerli iltifatlardan biri olduğu kabul edilmektedir.

Aynı Dönemde Osmanlı

Avrupalı bestecilerin Alla Turca besteledikleri bu dönemlerde, Osmanlı’da da Batılılaşma hareketi ile Batı müziği sarayda ve halk arasında yayılmaktadır. Mesela Hammâmîzâde İsmâil Dede Efendi’nin dönemin padişahı II. Mahmut’un dinlediği bir batı müziği konseri sonrası ‘’işte müzik bu demesi üzerine, ‘’sanki o da bir şey mi diyerek rast makamındaki Gülnihal şarkısını, bir gecede ve vals ritminde bestelediği rivayet edilir. II. Mahmud klasik batı müziğinin yanı sıra opera ve tiyatroyu da çok desteklemiştir. 1830’lu yılların sonlarında artık İstanbul’da düzenli opera gösterileri sergilenmektedir. Sultan Mahmud, saraya ve gençlere batı müziğini sevdirmek için Çırağan’da düzenli konserler verdirmektedir. Erkek müzisyenlerin giremediği Harem için üflemeli bakır müzik aletleri çalan kadın müzisyenler orkestrası yani Fanfar kurulmuştur.

Bu dönemde artık dünyaca ünlü besteci ve müzisyenler, dünya turnelerine Osmanlı sarayında verecekleri konserleri de eklemektedir. Sultanlar, bu sanatçılara karşı çok bonkördür. Bu amaçla Rus büyükelçisi aracılığıyla İstanbul’a davet edilen ilk virtüöz besteci, Arpçı Alvars olmuştur. Daha sonraları kısa bir dönem tahta çıkan ve müziğe çok meraklı olan Sultan V. Murad, hem bir kaç padişah gibi çok iyi piyano çalmakta hem de Batı müziği dalında bir çok besteler yapmaktadır. Yani Osmanlı ve Avrupa kültürleri yüzyıllardır birbirlerini etkilemiştir.

İşte bu dönemde Ludwig van Beethoven de bazı eserleri için Türk marşları bestelemistir. Bunlardan biri 1811’de bestelediği Atina Harabeleri adlı sahne müziğindedir (op. 113, no 5). 1813 yılındaki Wellington’un Zaferi senfonisindeki Fransız ve İngiliz ordularının marşları, Türk tarzıdır (op. 91). Beethoven’in dokuzuncu senfonisinin son bölümündeki tenor soloya eşlik eden müzik de, aynı stildedir.

Alla Turca Modası

18.yüzyılda başlayan bu Alla Turca modası kısmen giyimde de etkili olmuştur. Özellikle Türk müziğine olan ilgi nedeniyle zaman zaman tanıtım amacıyla İstanbul’dan Avrupa’ya gönderilen mehter takımları Polonya, Rusya, Prusya ve Avusturya sarayları ve şehirlerinde konserler vermiş. İlk kez mehter, 1699’da Karlofça Antlaşması’ndan sonra Avrupa’ya gönderilmiştir. Yine bu dönemlerde Avrupa’da bircok yerde mehter takımı benzeri bandolar kurulmus, bunlar kendilerine göre mehter müziğine benzer müzikler yapıyorlarmış. Mozart’ın gerçek bir mehter takımı dinleyip dinlemediği bilinmiyor ama demek dönemin Alla Turca havasına uyarak bu tür besteler yapmıştır. O dönemde vurmalı sazlar o kadar çok mehter müziği ile özdeşleşmiştir ki, orkestraların vurmalı aletler kesimine Türk bölgesi denirmiş. Yine o dönemlerde üretilen piyanolarda Türk pedalı denilen bir ayak pedalı varmış, bu pedala basılınca bir çekiç ile bir zile veya davul benzeri bir yere vurulurmuş.

Alaturka modasının gündemde olduğu o yıllarda, Avusturya Prensinin 1719’daki düğününde yeniçeri giysili 315 genç gösteri yapmıştır. Yemekler hilal şeklinde masalarda yenmiş ve gelini götüren gemi Osmanlı tarzında döşenmiştir. II. Viyana muhasarası sonrası geride bırakılan kahveler tüm Avrupa’ya yayılmış ve yeni bir adet türemiştir. Bugün Avrupa’daki tüm cafe’ler bu kahvehane kültürü sonucu olup Avrupa’da bir çok yerde hala cezve ile pişirilen kahveye, ca alla Turca denilmektedir.

1709’da Poltova savaşını kaybederek Osmanlı’ya sığınan politik mülteci İsveç Kralı XII. Karl (Demirbaş Şarl) Osmanlı’da 5 yıl kalmış ve hatta Prut Savaşına bile katılmıştır. Osmanlı’dan aldığı borçlarla ülkesine geri dönen kral yanında bir çok Türk kültürüne ait öge de getirmiştir. Bugün o dönemde İsveççe’ye geçmiş olan birkaç Türkçe kelime hala kullanılmakta olup bunlardan biri de köşk anlamındaki kiosk’tür. Bu kelime bugün bütün Avrupa ülkelerinde gazete ve ufak tefek şeyler satan büfelere verilen isim olarak kullanılmaktadır. Stockholm‘deki bazı eski saraylardaki yağlıboya tablolar ağırlıklı olarak o günlerin Alla Turca modasını yansıtmaktadır. Viyana’daki Belvedere Saranın ucu püsküllü bir çadırla örtülmüş gibi olan köşe kubbeleri, Karlskirche’nin minareye benzer kuleleri bu dönemin özellikleridir.

Alla Turca deyimi Avrupa’da Türkler aleyhine bir küçümseme veya hakaret anlamı taşımadığı halde, bizde Osmanlı sarayındaki Batılılaşma hareketi ile beraber, zamanla geleneksel pek çok özelliği de içine alan kaba ve rüküş anlamında bir kelime haline gelmiştir. Alaturka deyiminin halkımız arasında, bu şekilde bir anlam kayması ile yerleşmesi üzerine, bunun karşıtı olarak Avrupai anlamında alafranga (Frenk/Fransız usulü) deyimi türetilmiş ve enteresan olarak bu iki deyim günlük Türkçemizde geniş yer bulmuş ve hala kullanılmaktadır. Halkımızın bu iki deyimi günümüzde en çok kullandığı diğer alan ise ne yazık ki itiraf etmek gerekirse, tuvalet cinslerinin ayırt edilmesidir.

 

Prof.Dr.Ali Fuat KALYONCU

Hits: 49

Lütfen Beğeninizi Paylaşarak Bize Destek Olunuz
Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
Alla Turca