Vizyonumuz
''Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.''

  • DOLAR
    7,8057
  • EURO
    9,4819
  • ALTIN
    462,56
  • BIST
    10,5025
Prof.Dr.Ali Fuat Kalyoncu
f.kalyoncu@fikir.news
50-60 yıl önce Avrupalı sanatçılar Türkiye’ye daha sık gelirdi
  • 0
  • 55
  • 14 Ekim 2020 Çarşamba
  • +
  • -

 

İkinci Dünya Savaşı sonrası NATO’ya giren Türkiye’de kültürel bir değişim de yaşandı. Radyolarda giderek daha çok batı müziği çalınıyor ve halk tarafından da sevilerek dinleniyordu. Bunun üzerine 1950’li yıllardan itibaren çok sevilen batı müziği parçalarına Türkçe sözler yazılarak okunmaya başlandı. Aranjman, Hafif rk müziği, Türk Pop müziği, Türkçe sözlü hafif müzik filan deniyordu ama yıllar içinde herkes dinlemeye başladı, plaklar yüzbinlerle satıyor, sanatçıları herkes tanıyordu. Yabancı müzik parçalarının Türkçeleştirilmesinde Sezen Cumhur Önal, Fecri Ebcioğlu gibi kaliteli müzik insanlarının büyük rolleri oldu. Bunlar sadece yabancı parçaları Türkçeleştirmedi, yerli bestelerin dünyaya açılmasında da rol oynadılar. Örneğin sözleri Teoman Alpay, bestesi Metin Bükey’e ait Samanyolu şarkısı Berkant tarafından bize sevdirildikten sonra dünyaya açıldı. 1969 yılında Hollandalı pop şarkıcısı David Alexander Winter tarafından Oh Lady Mary adıyla seslendirilince batıda da tanınan ve sevilen bir parça haline geldi. Fakat parçayı tüm dünyaya tanıtan şarkıcı Patricia Carli‘ydi. Şarkının plağı 1968 yılında 100.000’in üzerinde satarak Türkiye’de ilk platin plak alan beste olmuştur. Bu şarkı dünyada o dönemin tüm bilinen şarkıcıların repertuarlarına girmişti.

Yabancı şarkıcılar söz yazarları tarafından, aralarında paylaşılmıştı. Sezen Cumhur Önal Patricia Carli, Peppino Di Capri ve Sacha Distel’in şarkılarını; Fecri Ebcioğlu ise Juanito, Marc Aryan ve Adamo‘nun şarkılarını Türkçeleştiriyordu. 1960’ların başlarındaki aranjman müzik akımı ile Türkçeye uyarlanan şarkıların özgün yorumcu ve bestecileri zaman zaman konserler vermek ve plak doldurmak için Türkiye’ye geliyorlardı. Hatta birçoğu kendi şarkılarını Türkçe seslendirdiler.

1960’larda Türkiye’ye gelen çok sayıda Avrupa’lı müzisyenin kimi sadece birkaç konser verip gitmiş, kimi burada Türkçe plak doldurmuş, bazısı kısa, bazısı uzun sürede kalmıştı. Türkiye’ye gelen Avrupalı şarkıcılara Johnny Hallyday ve Mina’yı da eklemek gerek. Şimdi o yıllarda ülkemize sık sık gelen, bu dost müzik insanlarının bazılarını hatırlayalım.

Patricia Carli

Patricia Carli
Patricia Carli

Ye Ye tarzı müziğin önde gelen temsilcilerinden olan Carli ününün doruğunda olduğu 1960’lı yıllarda Türkiye’ye defalarca konserler vermeye geldi ve Sezen Cumhur Önal’ın sözlerini yazdığı kendi parçalarının Türkçe plaklarını doldurdu. Kendi şarkılarının sözlerini de yazan Patricia Carli daha sonra şarkı söylemeyi bırakarak Nicoletta, Dalida ve Claude François gibi şarkıcılara söz yazmaya devam etmiştir.

12 Mart 1938’de İtalya’nın Taranto şehrinde Rosetta Ardito adıyla dünyaya gelen Patricia Carli Belçika’da yaşarken Fransız müzik çevrelerinin dikkatini çekerek bu ülkeye davet edilir. 1963 yılında yerleştiği Fransa’da Bel-Air plak şirketi ile uzun süreli bir kontrat imzaladı ve ikinci EP

(Extended Play) 45’lik plağı ‘Demain Tu Te Maries’bir hit oldu. (Türkçe: Yarın evleniyorsun) 1963 tarihli bu şarkının bestesi de Carli’ye aitti. Şarkının diğer bir adı ise “Arrête, arrête, ne me touche pas” (Türkçe: Dur, dur dokunma bana) idi. Yine 1963’te yaptığı ‘Les Mal-aimés’ile başarıyı sürdürdü. Bu parçayı Sezen Cumhur Önal’ın yazdığı sözlerle Türkiye’de de plak yaptı, parçanın adı ‘Boğaziçi’ (veya Özlerim İstanbul’u) olmuştu. Patricia Carli’nin aynı parçasının başka bir aranjmanını da Fecri

Ebcioğlu Ajda Pekkan için yapmıştı, bu parçanın adı da ‘İlkokulda Tanışmıştık’ olmuştu. Sezen Cumhur Önal, Carli’nin ‘Encore Une Fois’ adlı parçasına da Türkçe sözler yazdı ve yine Carli’ye ‘Bir Gün Sana Döneceğim’ adıyla plak yaptırttı. Bu Türkçe plaklara daha sonra birkaç tane daha eklenecekti.

1964’te Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da yapılan 9.cu Eurovision Şar Yarışması‘nda bestesini yaptığı “Non Ho L’Età (per amarti) ” (Türkçesi: “Yaşım tutmuyor, yeterince büyük değilim”) adlı parçayı İtalya adına Gigliola Cinquetti seslendirdi ve parça yarışmanın birincisi oldu. Aynı yıl San Remo zik Festivali‘nde aynı parçayı bu kez Patricia Carli ve Gigliola Cinquetti birlikte seslendirdiler ve bu festivalin büyük ödülünü kazandılar. (Parçanın diğer bir adı da “Je suis à toi” idi). Halen 82 yaşında olan sanatçı, Fransa’da yaşamaktadır.

Salvatore Adamo

Salvatore Adamo
Salvatore Adamo

1943’de Sicilya Ragusa’da doğan sanatçı, Fransızca şarkılarıyla Avrupa’nın ticari anlamda en başarılı şarkıcılarından biridir. Albümlerinin satışı dünya çapında 100 milyonu aşmıştır.

Halen Belçika’da yaşamaktadır. Efendiliği ile çok sevilen biridir. Gençken sonradan Belçika Kraliçesi olacak Paola’ya aşık olduğu hatta beraber oldukları haberleri çıkmıştı. Türkiye’de de bir dönem çok popüler olmuş bu sanatçının birçok parçası Türkçeye de uyarlanmıştır. Türkiye’deki ilk konseri Ankara’da Büyük Sinema’daydı. Yaklaşık 15 yıl önce kendisini Atatürk Spor Sergi Sarayındaki bir Ankara konserinde izlemiştim. Türkiye’ye sayısız kez konser ve plak için gelmiştir. En bilinen şarkıları Her Yerde Kar Var(1964), Sen Sevme Beni (1967), İsmini Haykırıyorum ve Inchallah‘dır. Ajda Pekkan, Akrep Nalan, Alpay ve Okyay, Adamo’nun şarkılarını seslendirmiştir. Adamo’nun Tombe La Neige’ini Fecri Ebcioğlu’nun yazdığı sözlerle plak yapan Ajda Pekkan o zamanın modasına uyarak şarkı’yı tıpkı Adamo gibi aksanlı bir Türkçeyle okumuş ve bu şekliyle de çok büyük ilgi görmüştür. Belçika yasaları yıllarca çifte vatandaşlığı engellediği halde ve yıllarca Brüksel’de oturmasına rağmen, İtalyan vatandaşlığını bırakmamıştır. Kendi gibi müzisyen olan oğlu Benjamin de babasının izinden giderek, İngiliz Transformer grubunun gitar ve klavyeden sorumlu elemanı olarak 2009 yılında İstanbul’a gelerek konser vermiştir.

Juanito

Juanito
Juanito

1936 Tunus doğumlu, aynı Enrico Macias gibi Cezayir asıllı Fransız bir müzisyendir. Asıl ismi Jean Claude Safrana’dır. İlk kez Ekim 1965 tarihinde Los Alcorson topluluğu ile iki haftalığına İzmir’e gelen ve Mogambo gece kulübünde çalışmaya başlayan Juanito üç ay sonra orkestrası İspanya’ya dönünce Türkiye’de kalmayı seçti. Üç ay gibi kısa sürede Türkçeyi öğrenen şarkıcı bu ülkeyi ikinci bir vatanı olarak kabul eder. Altay takımı taraftarı olur. Sempatik yapıda bir insan olan Juanito Türkiye’de geniş bir çevre edinir. Juanito burada uzun süre kalanlardan biri olacaktır.

Özellikle Fecri Ebcioğlu ve Ümit Yaşar Oğuzcan‘ın Türkçe sözler yazdığı birçok Avrupa şarkısını duygulu sesiyle plak yaptı. İlk 45’liği Gardiyan bir Ramon Cabrera bestesiydi. Plağın arka yüzünde ise Arkadaşımın kısın adlı aranjman vardı. Bu Enrico Macias’ın La Femme de Mon Ami bestesinin Türkçe versiyonu idi. Aksanlı bir Türkçe ile söylediği şarkıları demek halka sempatik geliyordu. Plakları yüzbinlerce sattı. Konserleri dolup taşıyordu. Gazinocular kralı Fahrettin Aslan‘dan aldığı teklifle İstanbul’a yerleşti. Birçok gazino ve tavernada çalıştı. 1970’lere gelindiğinde aranjman modası sönüp yerini Anadolu Pop akımına bırakınca, 1971 tarihinde karısının isteği ile Fransa’ya gitti ve taksi şoförlüğü yapmaya başladı. Oradayken 1981 yılında gırtlak kanserine yakalanıp, sesini kaybetti. Türkiye’de müzik piyasası Cem Karaca, Baş Manço, Ersen ve Dadaşlar, Modern Folk Üçlüsü, Selda gibi Pop Folk türü grup ve şarkıcılara dönmüştür.

2000 yılında, 60’lı yıllarda Odeon plak şirketi için seslendirdiği Türkçe aranjmanlardan oluşan Canım Vatanım adlı derleme albümü Türkiye’de yayınlanır. Bu albümün tanıtımı için Türkiye’ye gelen Juanito bu CD için bir de klip çekti. Bu dönemde Nebil Özgentürk’ün kendisi ile yaptığı bir röportajda, Fransa’dan aldığı emekli maaş ile akşamları bir duble rakısını içebildiğini, bunun da kendisine yettiğini söyler. Bu röportajda, 1968 yılında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak için girişimde bulunduğunu, o zamanın başbakanı Süleyman Demirel‘e bir türlü ulaşamadığını, vatandaşlık başvurusunun o zamanki yetkililer tarafından “sen eskiden Osmanlı toprağı olan Tunus’ta doğmuşsun, zaten Türk sayılırsın” denilerek sürüncemede bırakıldığını, böylelikle vatandaşlık isteğinin bürokratik engellere takıldığını anlatmış ve halen Fransız vatandaşı olmasına rağmen, Türk vatandaşı olma hayâlini içinde taşıdığını söylemişti. Şimdilerde Türkiye vatandaşlığının neredeyse gelen tüm göçmenlere, reklam kampanyalarıyla, 150.000 USD’a ev alan herkese verildiğini duyunca kimbilir neler düşünmüştür?

Ünlü şarkıları; Gardiyan, Arkadaşımın aşkısın, Kumsaldaki izler, Gurbet, Sus sus sus, Bebek, Bitti o rüya, Bu bir başka masal, Ay beyaz deniz mavi, Kanma arkadaş, Para ile saadet olmaz ve Canım vatanım’dır. Orhan Gencebayın Sabır taşı adlı şarkısını en güzel seslendirenlerden biridir. Juanito 1969 yılında Aram Gülyüz‘ün yönettiği Tatlı Günler adlı bir komedi filminde İzzet Günay, Ajda Pekkan, Selçuk Ural, Kamuran Akkor, Sevim Tuna gibi devrin ünlüleri ile rol almıştı. 2000 yılında Hülya Koçyiğit ve Cihan Ünal‘ın başrollerini paylaştığı Nisan Yağmuru adlı televizyon dizisinde gerçek kimliğiyle oynamıştır.

Marc Aryan

Marc_Aryan_istanbulda
Marc Aryan

1926 tarihinde Fransa’nın Valence kentinde dünyaya gelmiştir. Ermeni kökenli ailesi Malatya’dan Lübnan’a, oradan da Fransa’ya göçmen olarak gelmişti. Nüfusta kayıtlı olan adı Henry Markarian olup, nüfusa tam dokuz yıl geç yazılmıştı, bu nedenle kayıtlara göre doğum tarihi 1935 olarak gözükmektedir. Fakir bir ailenin yedi çocuğunun üçüncüsüydü. İçine kapanık ve duygulu bir çocuk olan Henry orta öğrenimi sırasında müzik ve edebiyata ilgi duymaya başladı, yabancı dillere karşı bir yatkınlığı vardı. 1953’te müzikle ciddi olarak ilgilenmek üzere Paris’e gitti ama yıllarca sürecek bir hastalığa yakalandı. Çelimsiz ufak tefek bir genç olan Henry’den doktorlar ümidini kesmişti, ancak o yılmadı şehirden uzak sakin bir yaşam sürdürerek kendini toparladı. Birkaç yıl büyük bir azimle çalışarak kendi kendine nota okumayı ve piyano çalmayı öğrendi. Bir plakçı dükkânı açtı, artık müzikten para kazanmaya başlamıştı.

1957’de bu dükkânı satarak Paris’e kendi bestelerini yayınlamaya gitti, ama yapımcılarca hep geri çevrildi. Şarkılarını satamayınca, kendisi şarkı söylemeyi denedi. Henry Markarian adıyla yaptığı plak tam bir başarısızlığa uğradı. Bu da onu yıldırmadı, Markal ismi ile kendi plak ve dağıtım şirketini kurdu, daha sonra bu şirkete ailesinin memleketi olan Malatya adını verdi. 1963 yılında birkaç müzisyen bir araya gelerek kendi plak şirketi için birkaç şarkı kaydettiler, Marc Aryan with the Europe boys and the Aryanes adlı bu mini albüm iyi satınca Brüksel’in en büyük plak firmasından teklif aldı ve önemli bir dağıtım anlaşması imzaladı. Bu anlaşmadan sonra Fransa’yı terk ederek Belçika’ya yerleşti. Artık kendi soyadından türettiği Marc Aryan ismini kullanıyordu. 1963 yılının sonlarında gelindiğinde her plağı çıkar çıkmaz liste başı oluyordu. İlk konserini 22 Ağustos 1965’te Belçika’da Jumet- Hamendes‘de verir. Sadece birkaç şarkısı olmasına rağmen plakları onlarca ülkede satılıyor ve liste başı oluyordu.

Dil öğrenmeye olan merakı ile dokuz dil konuşabiliyordu. 1966 ve 1969 yıllarında konserler vermek için geldiği Türkiye’de Türkçe öğrendi (belki de zaten baba evinde kısmen bu lisan konuşuluyordu). Fecri Ebcioğlu’nun, Fransızca bestelerine yazdığı Türkçe sözlerle birçok Türkçe plak doldurdu. Türkiye’deki konserlerinde bu Türkçe sözlü pop şarkılarına da yer verdi. Aksanlı bir Türkçe ile seslendirdiği bu şarkılar insanlara çok sempatik geldi ve plakları Türkiye’de sürekli liste başı oldular.

30 Kasım 1985’te bir kalp krizi sonucunda aniden hayata veda eden Marc Aryan arkasında 200’e yakın beste bırakmıştır. Konserler için Türkiye’ye geldiğinde İstanbul adlı Fransızca bir şarkı bestelemişti ve bu şarkıyı çok sevdiği Türkiye’ye adamıştı. Bu şarkılarından bazıları şunlardır; Dünya dönüyor (Atlı Karınca), Moda Yolu, Doğum Günün Kutlu Olsun, Mersi, Ae, Fatma, Semra (Eski Aşıklar), Kalbin Yok Mu?, Yalansın, Nasıl Evlenirsin Bu Lisanla, Kimdir bu sevgili, Dinle Yavrucuğum vd.

Charles Aznavour

Esas ismi ile Şahnur Vağenag Aznavuryan, 1924’de Paris’te doğmuş ve 2018’de Fransa’nın Mouriès kentinde vefat etmiştir. Ermeni asıllı şarkıcı, söz yazarı ve oyuncunun babası Michael Aznavourian Gürcistan’dan gelen bir şarkıcı, annesi Knar Baghdasarian ise Adapazarı’ndan gelen bir oyuncudur. Bütün göçmenler gibi zorlukla geçen bir hayatı olmuştur. Annesinin yanında çocukluğundan başlayarak müzik ve tiyatro içinde olmuştur. İkinci Dünya Savaşı yıllarında, Fransa Alman işgalinde iken Charles ve ablası, Yahudileri, Naziler’den korumaya ve saklamaya çalışırlar. Bu çalışmaları sırasında direniş örgütleri ile de işbirliği yaparlar. Charles ve ablası Aida bu kurtarma çalışmaları nedeniyle, sonra İsveç’in en önemli insan hakları ödüllerinden olan Raoul Wallenberg Ödülü’ne layık görüleceklerdir.

Ermeni asıllı dünyaca ünlü Fransız şarkıcı Charles Aznavour, Altın Çınar Ödülü'nü Fransa'nın başkenti Paris'te aldı
Ermeni asıllı dünyaca ünlü Fransız şarkıcı Charles Aznavour, Altın Çınar Ödülü’nü Fransa’nın başkenti Paris’te aldı

Çelimsiz fiziği, kısa boyu ve titrek sesi halk arasında onu aşağılayan çeşitli takma isimlerle anılmasına neden olmaya başlamıştı. Yves Montand ve Edith Piaf gibi kadife sesli şarkıcıların egzotik nakaratlarla dolu şarkılar seslendirdiği bir çağda; yaşlılık, ölüm ve yalnızlık gibi iç karartıcı konuları anlatan şarkılar söyleyen boğuk sesli bir adam dinleyicileri pek de cezbetmiyordu. Ancak 1960’dan sonra ünü yakalayan şarkıcıya Fransa’nın Frank Sinatra’sı denilecektir.

Charles Aznavour pek çok röportajında annesinin doğduğu ülke olan Türkiye’yi görmek istediğini söylemiş, ilk kez 1959’da olmak üzere birkaç kez Türkiye’ye gelerek konser vermiştir. 1964 yılında Zeki ren, Fecri Ebcioğlu’nun yazdığı sözlerle ender okuduğu aranjmanlarından biri olan Aznavour’un La Mamma şarkısını Annem adıyla okuyarak, herkesi ağlatacaktır.

Charles Aznavour’un Türkiye konserleri, Ermeni Soykırımı iddialarının dünya gündemine gelişi ve Asala‘nın Türk diplomatlarına saldırılarıyla son bulacaktır. Konserlerin ardından rol aldığı filmlerin dahi TRT’de yayınlanması yasaklanacaktır. Marc Aryan’ın aksine siyasetle ilgilenmiş, Ermenistan’a ve Ermeni Soykırım iddialarına destek vermiştir.

Görüleceği üzere Türkiye, Avrupa müziğine yabancı değildir, bilakis içiçedir. Bugün iletişimin kolaylaşması plak, teyp, konser gibi olayları neredeyse bitirmiştir. Ancak bugünlere gelirken son 250 yıldır en yoğun kültür temasımızın(olumlu veya olumsuz) öncelikle Avrupa ile olduğunu unutmayalım.

Enrico Macias

Enricıo Macias
Enrico Masias

1938 yılında Cezayir’in Konstantin kentinde doğmuş, Yahudi kökenli bir Fransız şarkıcıdır. Babası Arap-Endülüs müziği türü olan Maluf kemancısı olan Macias, 15 yaşındayken daha sonra kayınbabası olacak olan Cheikh Raymond Leyris‘in orkestrasında çalmaya başlamıştır. 1961 yılında, Cezayir Bağımsızlık Savaşı kızışırken, Yahudi ve Avrupa kökenliler genellikle Fransa’nın yanını tutarlar, bu nedenle de bağımsızlık yanlılarının tepkisini çekerler. 22 Haziran 1961’de kayınbabası Cheikh Raymond Leyris bağımsızlığa karşı olup, Fransa’yı tuttuğu için öldürülür. Bunun üzerine genç şarkıcı 29 Temmuz 1961’de, karısı Suzy ile Cezayir’den ayrılıp Fransa’ya göçer. Paris’e yerleşen Macias, iş yaşamını müzik alanında sürdürmeye karar verir. Cezayir’de İspanyol Yahudisi bir azınlık olan genç adam, Fransa’da ise bir sömürgede doğan bir yabancı ve hatta Arapların dostudur (Fransız sağcıları bunlara pied noirkara ayak derler. Ünlü bir kara ayak da Albert Camus’tur).

Fransızca parçalar yaparak kafelerde ve kabarelerde seslendirmeye başladı. Arap-Musevi kültürü olan Endülüs müziğinin bir yorumcusu olarak tanınır. Bu dönemde adını Gaston Ghrenassia‘dan Enrico Macias’a döndürür. Yaptığı müziğe bir tür Arap-Fransız arabeski denilebilir. Şarkılarında Arap, Yahudi, Cezayir ve Fransız kültürünü bir potada eriterek sunmuştur. Telli tüm çalgıları kullanabildiği için internette Ekşi Sözlük’te Fransa’nın Coşkun Sabah’ı tanımlamasını görmek enteresandı.

1962 Yılında Cezayir’den Fransa’ya gelirken gemide bestelediği Adieu mon pays (Hoşçakal ülkem) adlı bestesi yayınlanır. Parçayı TV’de seslendirmesi parçanın bir günde Fransa’da tanınmasını sağlar. 1964 Yılında da Türkiye, İsrail ile Yunanistan’da ilk yurt dışı konserlerini verir. Bunu Güney Avrupa ülkeleri, Sovyetler Birliği, Japonya ve daha sonra ABD ile Kanada’daki konserleri izler. Türkiye’de de bir dönem çok tanınan ve sevilen şarkıcının seksenden fazla şarkısı Türk şarkıcılarca Türkçe olarak seslendirilir. Sıradan bir Türk vatandaşının Enrico Macias’ın müziklerini bilmemesi neredeyse imkansızdır.

Türkiye’nin bir çok şehrinde ve bir çok Türk sanatçı ile beraber konserler vermiştir. İzmir’de de konser veren şarkıcının Dario Moreno sokağı girişine bir heykeli dikilmiştir. Halen hayatta ve sol görüşlü olarak bilinen, barışçıl bir duruşu olan sanatçı, aşırı sağcı Marine Le Pen seçilirse Fransa’yı terk edeceğini açıklamıştır.

 

Prof.Dr. Ali Fuat KALYONCU

Hits: 20

Lütfen Beğeninizi Paylaşarak Bize Destek Olunuz
Sosyal Medyada Paylaşın: