Vizyonumuz
''Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.''

  • DOLAR
    7,0587
  • EURO
    8,3468
  • ALTIN
    462,60
  • BIST
    1,1866
Avrupa’da RTÜK`e büyük tepki var

Avrupa’da RTÜK`e büyük tepki var

TELE 1 ve Halk TV’nin kapatılma cezası almasına  yurtdışından da tepkiler büyüyor

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği ATGB , Fikir Atölyesi ile Hamm ve Çevresi Türk Sosyal Demokratlar Derneği ( TSD Hamm)  gibi sivil toplum kuruluşları yaptıkları açıklamalarla TELE 1 ve HALK TV ye RTÜK tarafından verilen cezaları kınadılar.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği ( ATGB) , Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun (RTÜK) Halk TV ve TELE 1’e yönelik 5 gün yayın durdurma cezası verilmesine şöyle tepki  gösterdi.

RTÜK elini vatandaşın haber alma özgürlüğünden derhal çekmeli

“RTÜK’ün tarihi ayıbı: Gerçekleri ekran karartarak da gizleyemezsiniz. Avrupa’da görev yapan Türkiye kökenli gazeteciler olarak ülkemizde muhalif seslere yönelik saldırı ve baskıyı kınayan bu kaçıncı basın açıklamamız, bilemiyoruz. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nda (RTÜK) alınan kararla Halk TV ve TELE 1’e verilen 5 gün yayın durdurma cezası, Türkiye’deki belki de özgür medyaya artık daha fazla tahammül edilemeyeceğinin bir göstergesi. Anlaşılan iktidar inisiyatifin muhalefete geçtiğini görüyor ve medyadaki özgür seslerin etkisinin büyüdüğünün de farkında. Yandaş ekranlar baştan sona alay konusudur. Etkisizdir. Muhalif seslerin etkisi engellenmeye çalışılıyor. RTÜK’ün ekran karartma cezası şimdiden tarihe benzersiz karanlık bir sayfa olarak geçti. Gerçekleri aktaran basına sansür ve cezalar, ne yazık ki, alıştığımız türden baskılardı, ancak bu son ekran karartma cezası ile RTÜK bir ilke imza atarak Türkiye’de artık basın özgürlüğünün kalmadığını, tamamen kazındığını tüm dünyaya ilan etmiştir. RTÜK’ün basın-yayın tarihi açısından utanç verici kararı, Türkiye hakkında bir açıklama yapan Sol Parti lideri Katja Kipping’in sözlerini teyit eder nitelikte: ‘Türkiye sadece korona nedeniyle değil, aynı zamanda insan hakları ve demokrasi açısından da bir risk bölgesi. Alman hükümeti buna karşı belirleyici bir tavır almalı. Dışişleri Bakanı Maas’ın perşembe günü Türkiye delegasyonuyla bir araya geldiğinde politik bir dik duruş sergilemesini ve açık bir şekilde şu mesajı vermesini diliyorum: Önce demokrasi! Türkiye demokrasi ve insan hakları için bir kara delik. Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasi muhalefete karşı bir iç savaş yürütüyor. Türkiye’deki basına, hak ve özgürlüklere, demokrasiye saldırılar sona erdiği gün, bizler de dünyadaki meslektaşlarımızla göz hizasında görevimizi yapma onurunu yaşayabileceğiz.

Bu inançla, RTÜK’ün elini vatandaşın haber alma özgürlüğünden derhal çekmesini ve kararını geri almasını talep ediyoruz.”

ATGB Yönetim Kurulu

RTÜK tarafsızlığını ve inandırıcılığını yitirmiştir

Bundan yaklaşık 5 yıl önce Duisburg‘ta kurulan ve Merkezi Mülheim an der Ruhr‘ da bulunan  partiler üstü bir politik dernek olan FİKİR ATÖLYESİ‘ de (FA )  yaptığı bir Basın açıklamasıyla TELE 1 ve HALK TV ile dayanışmasını vurguladı;

FA açıklamasında ‚‘‘ Muhalif basına yönelik saldırılar artıyor . AKP iktidarının şu salgın günlerinde bile muhalif basına, medyaya, gazetecilere  yönelik saldırıları hız kesmeden devam ediyor. Tamamen AKP iktidarının emrinde olan Radyo Televizyon Üst Kurulu  ( RTÜK) Türkiye’de ayakta kalan , sadece gerçekleri söyleyen, gösteren, aktaran 3-5 medya kuruluşundan ikisine, TELE 1’e ve HALK TV ye verdiği 5 günlük  ekran kapatma kararını şiddetle protesto ediyor bu siyasi kararın hemen düzeltilmesini istiyoruz. Tek adam rejimin saldırmadığı, imha etmek istemediği muhalif kurum kalmadı. Kendisine  Muhalif olan her kurum şu an hedefte. Sadece Cumhuriyeti korumak, kollamak toplumsal barış için mücadele eden Barolar, diğer meslek odaları parçalanmak isteniyor. Halkın seçtiği HDP’li ve CHP’li Belediyelere kayyumlar atanıyor.  Şimdi bu baskı ve saldırıların hedefinde iki güzide TV kanalı var.  RTÜK tarafsızlığını yitirmiş bir kurumdur ve halkın haber alma özgürlüğünü gasp ederek suç işlemektedir.

TELE 1 ve HALK TV yi zevkle izliyor onlarla gurur duyuyoruz.

FA devamla ‘‘ Muhalif basın yalnız değildir. Muhalif basına ceza, gazeteciye hapislere göz yummayacağız. Çünkü toplumsal desteği her geçen gün biraz daha erimekte olan AKP yanlış yapmaktadır. Türkiye’de toplumsal barışın sağlanması, kutuplaşmanın son bulması için demokrasiden sapılmaması gerekiyor. Özgür, tarafsız basın susturulamaz. Her iki TV kanalımıza da Almanya’dan dayanışma dolu selamlarımızı iletiyor, tüm demokratları, yurtseverleri, ötekileştirilenleri TELE 1 ve HALK TV ile dayanışmaya çağırıyoruz. Birleşenler ve direnenler mutlaka kazanacaktır. ‘‘ dedi.

Yasakçı zihniyetler bizi asla geleceğe taşıyamaz

Hamm ve çevresinde faaliyet gösteren Türk Sosyal Demokratlar (TSD Hamm)  Derneği ise  yaptığı açıklamayla her iki TV kanalına da sahip çıktı. TSD Hamm açıklaması ise şöyle; ‘‘  AKP iktidarının güdümünde olan RTÜK ün TELE 1 e ve HALK TV ye verdiği bu ceza asla kabul edilemez. Muhalif TV’leri , sosyal medyayı kapat, Barolara savunma mitingi yaptırma güneydoğuda Belediyelere el koy kayyum ata, her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşünü yasakla, bir sosyal medya paylaşımıyla insanları içeri at  bu kararlarla  ülke sadece uygar dünyadan kopar. Böyle bir vizyon olmaz. Tele 1 ve Halk TV ekranları karartılamaz. Eğer Türkiye’de biraz hak hukuk kalmışsa bu karar geri alınır. Yasakçı zihniyetler bizleri asla geleceğe taşıyamaz . Darbe günlerinde bile (muhalif) medyaya bu kadar baskı yapılmamıştır. Ama halkımızın en az yüzde altmışı, yetmişi bu ayrıştırıcı politikaları, sapmaları kabul etmiyor. Baskı ve zulüm ile ülke yönetenler mutlaka sandıkta kaybedeceklerdir. Bu yasaklar, sansürler iktidarın aleyhine olacaktır. Halk TV ve Tele 1 in yanındayız. Dayanışma dolu selamlar‘‘

 

Muhalif basın hedefte: Basın İlan Kurumu’ndan cezaların arkası kesilmiyor

Yandaş basın adeta AKP iktidarının propaganda organı gibi çalışırken, muhalif basının sesi her fırsatta kesilmeye çalışılıyor. Tele 1 ve Halk TV programları, FOX TV haber bülteni sunucuları gibi burjuva muhalefet kanalları ve temsilcileri dahi sistematik olarak RTÜK aracılığıyla cezaya çarptırılıyor. Fatih Portakal örneğinde olduğu gibi haklarında davalar açılıyor. Hali hazırda muhalif basının alanı uzun süredir sınırlanmış durumdayken, bu kesimler hala AKP iktidarı için “tahammül” sınırlarının üzerinde görülüyor. Bu sebeple salgın günlerinde de muhalif basına yönelik saldırılar hız kesmeden devam ediyor.

Yandaş basın kirli propagandaya devam ediyor…

Yandaş basın ve medya organlarında bir yandan AKP’nin başarılı (!) icraatlarının reklamları yapılırken, bir yandan da gerici-milliyetçi ideolojinin toplum üzerindeki etkisini arttırmak için yandaş basın ve medyaya önemli roller veriliyor. Yandaş basın ve medya organları adeta AKP iktidarının toplumu kendi ideolojisi çerçevesinde dönüştürmesinin bir aracı olarak kullanılıyor. Bu bakış açısının sayısız örneği verilebilir kuşkusuz. Ancak yakın dönemde yaşanan şu örnekler durumu anlatmaya yeterli olacaktır:

-Sevda Noyan, Ülke TV’de katıldığı programda “15 Temmuz kursağımızda kaldı, listem hazır, 50 kişiyi götürecek donanıma sahibiz” açıklamasında bulundu.

-Akit TV’de yayınlanan programa katılan sözde Profesör Muttalip Kutluk Özgüven çocuk yaşta doğurmayı savundu.

-Takvim, “DHKP-C terör örgütüne destek paylaşımlarına soruşturma! HSK, Ankara hâkimi Leyla Köksal’ı da tespit etti” başlığı ile yayınladığı haberde İbrahim Gökçek ile ilgili destek paylaşımı yapan hakimleri hedef gösterdi.

Dünyada ve Türkiye’de basın özgürlüğü

Muhalif basına ceza, gazetecilere hapis cezası…

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Avrupa Birliği ile iş birliği içinde yürüttüğü “Demokrasi için Medya, Medya için Demokrasi (M4D) Projesi” kapsamında hazırlanan Medya İzleme Raporu’nda yer alan basın ve ifade özgürlüğüne yönelik ihlaller, AKP iktidarının muhalif basına yönelik saldırılarını gözler önüne sermekte. Raporda öne çıkan bazı başlıklar şu şekilde:

-Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, ocak ayında son kullanma tarihi geçmemiş ve e-devlet sisteminde “kullanımda” şeklinde kayıtlı iken kimi muhalif yayın çalışanlarının tüm sarı basın kartları için “iptal edilmiştir” kararı aldı. (Tepkiler sonrası sarı basın kartlarının iptalinden vazgeçildi.)

-Cezaevinde bulunan veya yargılanan basın mensuplarının davaları devam etti. Söz konusu davaların bir bölümü Covid-19 salgını nedeniyle ertelendi.

-İnfaz Yasası taslağı kapsamında Basın İlan Kurumu’ndan (BİK) ilan alamayan gazetelerin cezaevlerinde dağıtımının yasaklanması gündeme geldi. Bu gazeteler hükümete muhalif çizgideki Cumhuriyet, BirGün, Evrensel, Yeniçağ gibi düzenli olarak ilan yasağıyla karşılaşan yayın organlarını kapsıyor. Aynı yasa taslağı cezaevinde “terör” suçlamasıyla bulunan gazetecilerin de serbest kalmasının önüne geçecek şekilde Meclis gündemine geliyor.

-Basın İlan Kurumu Evrensel ve BirGün’e resmi ilan durdurma cezası verdi.

-28 Şubat’ta hükümet tarafından duyurulduktan sonra Edirne sınır kapılarının göçmen geçişine açılmasının ardından başlayan mülteci akınını haberleştirmek isteyen gazetecilerin bir bölümü gözaltına alındı.

-Sputnik çalışanı üç gazetecinin evlerine eş zamanlı saldırı girişiminde bulunuldu, hemen ardından üç gazeteci de gözaltına alındı ve serbest bırakıldı.

-Libya’da yaşamını yitiren MİT görevlisinin cenaze görüntülerini paylaşan Oda TV Sorumlu Haber Müdürü Barış Terkoğlu ve muhabir Hülya Kılınç gözaltına alındı. Ardından iki gazeteci ve Oda TV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan tutuklandı.

-Covid-19 salgınının baş göstermesinden sonra basın çalışanları sürekli sahada olmak zorunda olan birkaç meslek grubundan biri hâline geldi. Özellikle sahada haber yapan muhabirler, matbaa çalışanları ve televizyonlarda kamera önü ve arkasında çalışan basın emekçilerinin sosyal haklarıyla ilgili henüz doğrudan bir düzenleme yapılmadı.

Sınır tanımayan Gazeteciler’in (RFS) hazırladığı ve dünya genelinde basın özgürlüğünün ele alındığı “2020 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi ”ne göre Türkiye 180 ülke içerisinde 154. sırada yer almakta. Çağdaş Gazeteciler Derneği ise Türkiye’nin Çin’den sonra en çok tutuklu gazetecinin bulunduğu ikinci ülke olduğunu belirtmekte. Yukarıda verilen örnekler ve Türkiye’nin basın özgürlüğü karnesi iktidarın muhalif basına yönelik tahammülsüzlüğünü gözler önüne sermektedir. Bulduğu her fırsatta düşünce ve ifade özgürlüğüne saldıran, hak ve özgürlükleri sınırlandırmaya çalışan AKP iktidarının muhalif basına yönelik sistematik hale gelen saldırılarına karşı gelmek ise AKP iktidarının politikalarına karşı olan geniş kesimlerin sorumluluğunda bulunmaktadır.

 

Haber ; Mehmet Tanlı

Hits: 21

Lütfen Beğeninizi Paylaşarak Bize Destek Olunuz
Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN